🇺🇸 USD: 47,35 TL ▲ %0,04 │ 🇪🇺 EUR: 53,92 TL ▲ %0,12 │ 🪙 ALTIN: 6.221 TL ▲ %0,87 │
🇺🇸 USD: 47,35 TL ▲ %0,04 │ 🇪🇺 EUR: 53,92 TL ▲ %0,12 │ 🪙 ALTIN: 6.221 TL ▲ %0,87 │
🇺🇸 USD: 47,35 TL ▲ %0,04 │ 🇪🇺 EUR: 53,92 TL ▲ %0,12 │ 🪙 ALTIN: 6.221 TL ▲ %0,87 │
🇺🇸 USD: 47,35 TL ▲ %0,04 │ 🇪🇺 EUR: 53,92 TL ▲ %0,12 │ 🪙 ALTIN: 6.221 TL ▲ %0,87 │
Gündem

SAPANCA ŞİİR AKŞAMLARI

Kaynak / Yazar: T54 Sakarya Haber 08.11.2026 16:25 1,969 Okunma 10 Dk Okuma Süresi
Yazı Boyutu:
SAPANCA ŞİİR AKŞAMLARI
Yıllar önce boş zamanlarında emlâkçılıkla uğraşan bir dostum arsa, tarla satışlarında yaşadığı ilginç bir durumu benimle paylaşmıştı. Bir yerden yol geçiyorsa ve yolun bir tarafı Sapanca diğer tarafı Geyve’yse, bu yerlerin metrekare fiyatları arasında hatırı sayılır miktarda farklar olabiliyormuş. Sapanca sınırları içindeki yerler pahalı da olsa kolay satılıyormuş. Geyve de değerleniyor; ayva tarlaları, elma bahçeleri, üzüm bağları iyi para ediyor, dedim, dostumun yüzü düştü. Keşke Geyve, Geyve kalsa, paraya tamah etmese, dedi ve ekledi, para her şey demek değil. Geyve’nin kültürdeki kaderi emlâktaki kaderine benziyor. Ben bu iki ilçenin ortasından geçen yol üzerindeyim, oradan ve ortadan yazıyorum. Çünkü bir tarafım Geyve’yse bir tarafım Sapanca benim. Orman içinden geçip İlimbey’den Akçay’a inen yolu bilirim. Buralardan geçmişliğim vardır. Yol güzergâhının bir tarafı İlimbey (Geyve), bir tarafı Akçay (Sapanca)’dır. Günümüzde bu iki kadim dostun arasına sanayisiyle ve geniş imkânlarıyla bir de Arifiye giriverdi. (Ayfer Tunç’un memleketi.) Gelişen ve değişen dünyada “sınırlar” da yerinden oynadı be dostlar. Arifiye de bizim, istasyonlu hatıralarımızı unutmadık, Kâmil Yazgıç’ın sellere teslim olan Arifiye’deki tarlalarını da. (Yazgıç, Ahmet Mithat Efendi’nin oğludur.) Sapanca’yla ilgili kulağıma çalınan son metinlerden biri Abdurrahim Karakoç’a ait ve şair bir şiirinde Sapanca’nın adını şöyle geçiriyor: “İçinde dışında yoktur yalanı, Anlatayım dur başıma geleni, Bir yâr için düşüncemin olanı, Sapanca’da göle düştü bu gece.” Hayallerin Sapanca’da göle düşmesi bir söyleyiş güzelliği bir hayal inceliğidir, duyar duymaz beni çocukluk günlerime götürdü. Sapanca’nın dağlarına, ceviz ve elma bahçelerine, gölüne, düğünlerine, yaz gezintilerine ve esintilerine… Sapancalı deyimlere, özlü sözlere, ironik tavırlara bir de. Her bölgenin kendine mahsus yerel söyleyişleri vardır, ilhamını doğadan, coğrafyadan alan. Bir ara içinde Sakarya Nehri geçen deyimleri biriktirmeye başlamıştım, ne güzel ne oturaklı deyimlerdi onlar. Lafı dolandırmadan ve yormadan söyleyiveren. Sakarya şiirini herkes bilir ama Sakarya Nehri’nden ilhamla oluşan deyimleri yalnızca Adapazarlılar bilir.  860’lı yıllarda Batum’dan gelen büyüklerim önce Sapanca’ya yerleşmişler. Hem de en yüksek yerlerine. Göle ve kasabaya tepeden bakmışlar. Bir yanım Sapanca’dır. Feyzi Halıcı, Halit Çelikoğlu, İbrahim Erdinç Şumnu ve Faik Baysal gibi şairlerin, yazarların Sapanca’yı anlatmayı denediklerini bilirim. Hele Turgut Uyar’ın “Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş / Sana Sapanca’dan bir sepet elma almışım.” deyişine bayılırım. İçimdeki Eskişehir- Adapazarı- İstanbul üçgenine denk düşer. Eskişehir’in lületaşı, Sapanca’nın ferik elması ve Haliç’te hiç susmayan vapur düdükleri geçit resmi yapar önümde. Bir yanım Geyve’dir. Millî Mücadele yıllarında Geyve Boğazı’nda, on beş yirmi arkadaşıyla el ele verip düşmana direnen dedem Geyve’yi çok severmiş. Bu bahsi daha önce defalarca yazdığım için bir kere daha ayrıntısına girmek istemem. Mütevazı ve cömert Geyve’yi sevmek bize ata mirasıdır. (Sait Faik’in Geyve’sini de, Millî Mücadele’ye bakışını da yazdım…) Geyve’nin şiire düşen gölgesi bir başkadır, mukayese kabul etmez. Ulusal sınırları da ulusal alegori tartışmalarını da aşar; evrenseldir. İşin içine bir başka Karakoç girer burada. Çağın Türkçeye ipeksi dokunuşu ve bir devrin vicdanı olan içli ses. Bu Karakoç meşhur şiirinde “Geyve’nin gülleri” inceliğini sokuverir Türk şiirine. Bununla kalmaz. Bir şiirinde de; “Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni Ve bir şehir yaratmak ruhundan Geyve diye.” diyerek, şiirseverlerin gözüne Geyveli bir far tutar. Nabzı bu topraklarda atanların kalbine şiirden cemre düşürür. Bir ucu güllerin efendisine çıkan yollar açar gençlerin önüne. Türkçenin son bahçıvanlarından biriyim, der gibidir, her dizesiyle. Kemal Tahir’in, Turgut Uyar’ın, Nâzım Hikmet’in “Geyve” ve “Geyve Boğazı” ile ilgili şiirlerini erbâbı bilir.  Bunlar öyle metinlerdir ki ispat denen sıradan şiirsever avcılığını önceleyen gevelemeleri fersah kere aşar. Annesi Geyveli Behçet Necatigil’i unuttum sanmayın. İki yaşında annesini kaybeden şairin takma adlarından biri “İzzet Geyve”dir. “Geyve öksüzü”dür Necatigil. “Gizli bahçe”sinde, sıcak anne kucağını her özleyişinde, anne çiçekleri açan yerin adıdır Geyve. Yolu Geyve’den geçen Mustafa Kemal’i de, Mehmet Âkif’i de, Adapazarlı Kambur Kerim’i de unutmadım. Güvâhî’yi de unutmadım elbette. Söz ustası Güvâhî’nin izleri Geyve’den silinmemiş. Geyve’nin yerlileri ve güngörmüşleri her sözü bir atasözüyle başka söze bağlarlar. Tecer’in “uzaktaki köyü”nün, Türk tarihinin unutulmuş kahramanlarından biri olan Sarı Gazi’den (Mehmet Çelebi/Çelebi Mehmet) adını alan “Sarıgazi Köyü” olduğu yönündeki iddiaları yabana atmamak gerekir. (Geyve’nin köylerinin kökenlerine bile doğru dürüst bakılmadı bugüne kadar. Şu isimleri Google’da bir taratın derim: Elvan Bey/Hırka Köyü, Umur Bey, Safi Bey, Bayat, Ceceler vb.) Dolayısıyla Adapazarı’nda bir şiir akşamı düzenlenecekse bu akşam Geyve’ye daha çok yakışır. (Karagöl Yaylası’nda bir şiir akşamı düşünüyorum, gözlerim kapalı.) Sait Faik’in öykülerinde, Faik Baysal’ın metinlerinde ışıl ışıl parlayan Sapanca’da göl kenarında ise “öykü günleri” düzenlenebilir. Şiirin Geyve’ye daha çok yakıştığını söylüyorum. Sözüm, edebiyat okuru olmayan edebiyat tarihçilerine, belediye memuru akademisyenlere, anlaşmalı organizasyonlarla/ajanslarla, ahbap çavuş ilişkileriyle dostlarını ağırlayan belediye memurlarına değil. Tanpınar’ın ifadesiyle “yıldızların altın bahçesinde şiirin sonsuzluğuyla yüz yüze gelenlere”, halis şiir okurlarına. “Ben ırmakçıyım denizci değilim.” abiler. Hep bir ırmak aktı hayatımın ve şiir bahçemin ortasından, ruhumu arındıran. Siz bunu nereden bileceksiniz? Not: Bu metin birkaç hafta önce düzenlenen ve neredeyse bir hafta sürüp onlarca oturumla taçlanan Sapanca Şiir Akşamları’nın yapıldığı günlerde (8-10 Ekim 2026) “günlük” olarak yazıldı. Düzenlenmeye başlandığı ilk günden beri seyirci olarak bile davet edilmediğim bu programın bende uyandırdığı duyguları kayıt altına almıştım. (Daha önce de kimsenin duymadığı serzenişlerim olmuştu.1) İçeriğini şiirseverler değerlendirsin isterim. Ama isterdim ki programda şiirin Adapazarı’na düşen gölgesi de konuşulsun… Sözü uzattım, Sait Faik programıyla ilgili yaşadığım kabalıktan sonra “günlük” olarak kaleme aldığım yazıyı, birkaç kere üstünden geçerek, paylaşmaya karar verdim. Bilginize. … Vakti olanlara Turgut Uyar’dan bir şiir bırakıyorum: BAHAR BAŞLANGICINDA DÜŞÜNCELER Şimdi Palandöken’de çoban Ahmet’in Tabanlarının üç metre altında, Sessiz bir bahar başlamaktadır. Yol bulmuş da, kar suları toprağa İnce bir sevda gibi işlemektedir. Böcekler tohumlar kıvır kıvır Akdeniz’de, meyve bahçelerinde Çocuklar erikleri taşlamaktadır. Benim de kötü geçmedi çocukluğum Geçende oturdum da düşündüm. Her gününde bir başka tad bulduğum, İstanbul’un bir kenar mahallesinde, Veya Eskişehir’de evimizdeyken. Şöyle birkaç saat düşteyim sandım Sanki rahat bir toprakmışım da, içime Bir cemre düşmüş gibi ısındım. Babam zabitti o zamanlar Şakaklarına hafiften ak vurmuş. Çok bahar görmüş alından, yeşilinden İşkodra, Yemen, Kafkas, Selânik İşte senelerce dolaşmış durmuş. Dalar da eski günlere anlatırdı. Bahar her yerde baharmış ama, Anadolu’da başka türlü olurmuş. Doğrudur babamın dedikleri bir bir Geyve boğazına varırken sağda, Heybetli kayalar, bulutlar arasında Bir köy, gözünüze iliştirmiştir. Gün ağarır, tren yavaşlar, pencerelerden İnsan mis gibi bir ekmek kokusu alır. Sanırım, bütün dünyada bahar, Her yerden evvel bu köye gelir. Sonra Erzurum’a kadar yol boyunca Mahzun, sevdalı, sakin köylerim. Kayaların üstünde, yol kenarında Bazan elimi şakağıma koyunca; Hepsi o Geyve’deki köy gibi olsa derim. Sivas’tan, Erzurum’dan öte artık Bir hain akşam başlar dağlarda Acı acı yanmaya başlar gözlerim.. Babamın sözlerini hatırlarım O güzel köyü Geyve boğazındaki Gözlerime bir büyük yaprak açılır Büyük günler düşünürüm, büyük ve güzel Erkek, mağrur Anadolu silkinmiş.. Bir rüyadan uyanırım sessizce Bilirim ki en güzel günlerinde mayısın Kars’tan Ardahan’a salâvatla geçilir. Şimdi İstanbul’un yazlıklarında Sabahlıklı kızlar gül budarlar. Geyve boğazındaki köy, babam Bu bir uzun hikâyedir, anlatamam. İçimde de bir tuhaf mevsim başlar Dalarım uzun rüyasına tohumların Bir kamış olur da büyürüm, kaygısız Tuzgölünün batak sazlıklarında..2 1 ( https://t54.com.tr/makale/22129034/muharrem-dayanc/bu-yazi-sapanca-siir-aksamlarini-anlatmaz ) 2 Turgut Uyar, Büyük Saat (Bütün Şiirleri), YKY, İstanbul 2015, s. 39-40.

[Bölge: Sakarya / Serdivan | Etiketler: #Sakarya #Serdivan #T54 #SakaryaSonDakika]

Kaynak: T54 Sakarya Haber
Haberi Paylaş:
Haber bağlantısı kopyalandı!